enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
42,6945
EURO
50,1592
ALTIN
5.898,49
BIST
11.311,31
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Az Bulutlu
Pazar Çok Bulutlu
12°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
12°C
Salı Parçalı Bulutlu
13°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
14°C

Cehaletin Çığlığı: Şiddet

Cehaletin Çığlığı: Şiddet
02.12.2025 16:19
136
A+
A-

Geçtiğimiz hafta bereketli toprakların, misafirperver insanlarının ve kültür mozaiğinin şehri Kızıltepe’de yaşanan kavga, yaralama ve cinayet olayları hepimizi derinden sarstı. Birkaç dakika süren öfke patlaması, bir ömür boyu kapanmayacak yaralar açtı. Çarşıda, sokakta ve mahallede yükselen feryatlar, evde saklanan derin acılar… Şiddet artık hayatımızın sıradan bir parçası hâline geldi. Oysa her kavga, her yaralama ve her öldürme, sadece bizi değil bütün toplumu sarsmaktadır.

Bugün ne yazık ki sudan sebepler uğruna canlar söndürülüyor; evde, trafikte, düğünde, ticarette veya sosyal medyada yaşanan anlaşmazlıklar ve kullanılan kırıcı bir sözler çoğu zaman şiddete dönüşüyor.”

Şiddet sadece yumrukla olmaz; söz, tehdit, ekonomik baskı ve sosyal medya tacizi de en az fiziksel şiddet kadar yaralayıcıdır. Atalarımız boşuna, “Söz yarası, kılıç yarasından beterdir.” dememiştir.

Şiddete tanıklık eden çocuklar ve gençler ömür boyu süren travmalar yaşayabilir; aile içindeki şiddet güven ve sevgi bağlarını zedeler, bireyleri geleceğe güvensiz taşır

Biriken stres, bastırılmış duygular ya da evde, okulda ve sokakta yanlış öğrenilen davranışlar, insanın anlık öfkesini kolayca şiddete dönüştürebilir. Oysa Hz. Peygamber’in öfke kontrolüne dair öğütleri bize yol göstermektedir: “Güçlü kimse güreşte rakibini yenen değil; öfkelendiğinde kendine hâkim olandır.” (Buhârî, Edeb, 76)

Bununla birlikte, öfkenin sadece psikolojik değil, ruhsal bir boyutu olduğunu da unutmamalıyız. Öfkenin kontrolü iman, bilinç ve iradeyle mümkündür; aksi hâlde öfke şiddete dönüşür.

Şeytandan ve şeytanlaşmış kişilerin telkinleriyle ortaya çıkabilecek olumsuz davranışlardan Rabbimize sığınmalıyız. Nitekim Nebî (s.a.s.), müşriklerden gördüğü kötü muamele karşısında yüce Allah ona şöyle buyurmuştur: “Af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. Eğer şeytan seni kışkırtacak olursa, hemen Allah’a sığın!” (A’râf, 7/199-200)

Allah’ın verdiği canı almak, sadece bir kişiye değil, bütün insanlığa karşı işlenmiş en büyük suçlardan biridir. Allah Resûlü, büyük günahları sayarken Allah’a ortak koşmayı ve adam öldürmeyi birlikte zikreder (Buhârî, Vesâyâ 23). Peygamberimiz bu günahın ağırlığını şöyle ifade etmiştir: “Gökte ve yerde olanlar bir mümini öldürmek için birleşse, Allah hepsini yüzüstü cehenneme yuvarlar.” (Buhârî, Diyât, 1) Yüce Allah ise kasıtlı adam öldürmenin cezasını şu şekilde bildirmiştir: “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisâ, 4/93) Hz. Peygamber, cinayetlerin çoğalmasını ise kıyamet alâmetleri arasında saymıştır (Buhârî, Fiten, 17).

Şiddetin çözümü, önce öfkesine hâkim olan, empatiyi unutmayan ve iletişimi seçen erdemli insanla başlar. Ancak bireysel çabanın yanında toplumun bütün kurumları—okullar, müftülükler, muhtarlar, sağlık kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimler—bu mücadelede aktif rol üstlenmelidir. Adaletin yalnızca kâğıt üzerinde değil, uygulamada güçlü olduğu bir düzen kurulmalıdır. Çünkü adalet gecikirse mağduriyetler çoğalır, failler güçlenir; sonra da insanlar kendi adaletlerini sağlamaya kalkışır ve kan davaları başlar. Bu da toplumu daha büyük felâketlere sürükler. Kur’an’ın şu buyruğu yolumuzu aydınlatmaktadır: “Adaleti titizlikle ayakta tutun.” (Nisâ, 4/135)

Şiddet sadece kişilerin değil, toplumun ortak sorunudur. Eğer biz susarsak şiddet güçlenir; görmezden gelirsek yaralar derinleşir. Çözümü yalnızca başkalarından beklemek yanlıştır; herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

Somut adımlar atmak kaçınılmazdır:
• Din adamları, kürsülerden öfkenin ve şiddetin dinî açıdan ne kadar büyük bir günah olduğunu anlatmalıdır.
• Aile büyükleri, gençlere sabrı ve merhameti davranışlarıyla öğretmelidir.
• Öğretmenler, sınıflarda empati, iletişim ve değerler eğitimi kültürünü güçlendirmelidir.
• İdareciler, adaletin hızlı ve etkin uygulanması için gerekli düzenlemeleri hayata geçirmelidir.
• Yerel yönetimler, şiddet mağdurlarına psikolojik destek sağlamalıdır.
• Medya, şiddeti normalleştirip meşrulaştıran yayınlardan kaçınmalıdır.
• Kolluk kuvvetleri ve yargı, şiddet vakalarını ciddiyetle ele almalı, etkin ve hızlı davranmalıdır.
• Sivil toplum kuruluşları, mağdurlara hukuki ve psikolojik destek sunmalı, farkındalık çalışmaları yürütmelidir.

Kur’an’ın şu buyruğu yolumuzu aydınlatıyor: “İyilikle kötülük bir olmaz; sen kötülüğü en güzel olan davranışla sav.” (Fussilet, 41/34)
Yunus Emre’nin çağrısı ise hâlâ geçerlidir: “Sevelim, sevilelim. Dünya kimseye kalmaz.”

Bir tebessüm ve gönül alıcı bir söz bir kavganın önünü kesebilir. Şiddeti bitirmek vicdanlar uyanmalı ve toplumun her kesimi birlikte ses çıkarmalıdır.

Toplum olarak şiddet ve öfke dili yerine sevgi ve merhamet dilini kullanmalı; kırıcı sözler yerine gönül alıcı ifadeleri tercih etmeliyiz.

Unutmayalım, konuşmanın olduğu yerde şiddet barınmaz.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.